HİKMET GÖZÜNDE YALAN

Yalan kâfirce bir lâfızdır. İnsanı, burada, vicdan-ı umûmînin er-geç ıttılâıyla değersizliğe, ötede de Cehenneme mahkûm eder.

 

Yalan, müdâhaneci; hakikat, ciddî ve müstağni; yalan zevzek ve hoppa, hakikat vakur ve muhteşemdir.

 

Yalanın, hilenin, hırsızlığın, iftiranın yaygınlaştığı ülkeler harap; böyle ülkelerin ahalisi fakir, askerleri de ihtilâlcidir...

Yalancılık hangi kıyafete girerse girsin, kendini ma’şerî vicdandan saklayamaz. Hele Hakk’ın nuruyla bakan erbâb-ı firâset nazarında asla!..

 

Yalanın revaç bulduğu, meydanların onunla dolup-taşdığı zaman hakikatın dili koparılmış sayılır.

 

Vicdan-ı umûmî bir denize benzer; yalanlar onun tâ ortasına kadar dahi sızsalar, yine onları toplar sahile atar.

 

Yalanın, inkârın, te’vilin, riyânın yüzüne tükürüp onu daima tahkir eden birisi vardır; O’da vicdan.

 

Yalan ve gösterişler gürültülü, hakikat ve samimiyet sessizdir. Yıldırımlar gök gürültüsünden evvel hedeflerine varırlar...