| HİKMET AÇISINDAN BİLGİ (1)
Okuma, mütâlâa ve ma’rifet ruhun en önemli gıdalarındandır. Bunlardan yoksun olmak ise, telâfisi imkânsız en ciddî mahrûmiyettir.
Yabancılar, dağ-taş ülkemizin her yanını didik didik edip, bize ait ilim, san’at ve kültür hazinelerinden istifade ederken; bizler, geçmişimize ait ilim ve kültür kaynaklarını araştırmaz, okumaz ve okuyamazsak, oturup halimize ağlamamız gerekir.
Şanlı cedlerimizin miras olarak bırakıp gittiği ve bugünkü dünyanın da aşkla-şevkle arkasına düşüp araştırdığı bunca ilmî ve edebî eserlere karşı milletçe alâkasızlığımız, doğrusu anlaşılır gibi değil...
Tam bilemediği, bilip hazmedemediği bilgilerle, nesillerin düşüncelerini bulandıranlar, sadece zararlı değil aynı zamanda haindirler.
Bir milletin varlık ve ihtişamı, o milletin kültür ve san’at derinliğiyle mebsûten mütenâsip “doğru orantılı”dır. Dünyanın dörtbir yanında ilim ve san’at eserleri teşhir edilen bir millet, o eserler sayısınca dillerle “ben de varım” demektedir.
İnsanlar arasında kıymet ve şeref, ilim ve ma’rifet iledir. Hasis ve değersiz bir adam her zaman zengin olabilir ama, kat’iyyen şerefli olamaz.
Bir insanın okuyup-öğrendikleri ne kadar çok olursa olsun, hiçbir zaman onu okuyup-öğrenmekten alıkoymamalıdır. Gerçek ilim adamları, daha çok, sürekli araştırmalarının yanında bildiklerini yetersiz bulan kimseler arasından çıkmıştır.
Hak söylemeye başlayınca, cehalet öfkelenir, taassup tedirgin olur; ilim ise kulak kesilir dinler.
Her câhil için bilgisiz demek doğru değildir. Hakiki câhil, doğruyu hissetmekden mahrum olandır. Böyle bir insan, çok bilse de yine câhildir. Yaşamak, görüp bilmek, yeyip içmek değildir. O duyup hissetmektir. Bilen faideli, bilmeyen zararlıdır; az bilen ise bilmeyenden daha zararlıdır. Tam bilenlerle, hiç bilmeyen nadiren aldansalar da aldatmazlar; az bilen çok aldatır.
İlim adına anlatılabilen şeyler, anlaşılmış kabul edilir; anlatılamayanlar ise, bir ölçüde hazmedilmemiş sayılır. Bu itibarladır ki, mekteplerde birşey anlamayan gençler üzerinde durulurken, biraz da muallimlerin durumu üzerinde düşünülmelidir.
Mektepler gerçek muallimlerin elinde ma’bed haline getirileceği âna kadar, hapishanelerin boşalabileceğini beklemek beyhudedir. İnsan, herhangi bir iş yapmaya niyet edince, önce, o mevzû ile alâkalı şeyleri iyi öğrenmeye çalışmalı, yapabileceğine kanaat hâsıl ettikten sonra da teşebbüsde kusur etmemelidir.
Herkes işini, mesleğini çok iyi bilmeli ve imkânlar ölçüsünde kendi ihtisas sahası içinde kalmalıdır. Zira, herkes ihtisası dışında başarılı olamayabilir. Onun için, tabip, tabip olarak, mühendis de mühendis olarak kalmalı.. hoca tabiplik yapmamalı; tabip de hukukşinas olacağım diye kendini zorlamamalıdır. |