FAYDALI İLİM

İlim ve fen, çeşit çeşit dalları ve her dalın ihtiva ettiği fâideleriyle, hemen herkes için yararlı ise de; insanın ömrü mahdut, imkânları sınırlı olduğundan, bunların hepsini belleyip istifade etmesi mümkün değildir. Bu itibarla, her fert kendisi ve milleti için gerekli olan şeyleri öğrenip değerlendirmeli, diğerleriyle ömrünü beyhude zayi etmemelidir.

 

 

 

GENÇLİK

Genç kuşaklar üzerine şefkatle eğilmek, ülkeye ve milletimize sahip çıkma yolunda atılmış mânâlı bir adımdır. Ne var ki, bu merhamet hissi, onların kalbî ve ruhî hayatlarına müteveccih olduğu nisbette faydalı ise de, cismaniyetlerine yönelik olduğu zaman onları birer bedenî varlık haline getirmesi, hatta azmanlaştırması ihtimalden uzak tutulmamalıdır.

Genç nesillere değer veren her millet yükselmiş, onları gençlik hevesâtının akışına terkedenler ise, bu ihmallerinin cezasını çok ağır olarak çekmişlerdir. Şayet bugün, çevremiz ihanetlerle kaynayıp duruyor ve nesiller hergün biraz daha azgınlaşıyorsa, bu tamamen bizim ihmalimizin neticesidir. Evet, başımız bulutlarda dolaşırken, ayaklarımızın dibinden yatak odalarımıza kadar sızan kobraları sezemedik ve bugünkü acıklı halimizi kendi elimizle hazırladık...

 

 

 

 

İNHİRAF

Şimdiye kadar bir “Mehlika Sultan” uğruna, nice meçhullere yelken açtık. Ancak, ne sevdâsıyla çöllere düştüğümüz Leylâ'yı bulabildik, ne de ayrıldığımız sahillere geriye dönebildik...

Bir cemiyet kendi ruh kökünden uzaklaşınca, bakış zâviyesi değişir ve değer hükümleri de bütün bütün alt üst olur. Böyle bir toplumda, cihâd'a “bâğilik”, zulme “adâlet” nâmı verilir; tarihe lânetler yağdırılır, günün iğrenç şeyleri göklere çıkarılır; edeb horlanır, hayâsızlık alkışlanır, iffet öcü gösterilir, yüzsüzlük tabiî sayılır, millete ve mâziye bağlılık en bayağıca karalanırken, köksüzlük ve köksüzler âdetâ semâvileştirilir..!

Karşı cinsle düşüp kalkma ve konuşma arzusu ya bir za'f eseri ve tabiat bozukluğu veya o cinse ait karakteri taşıma emaresidir.

 

 

 

 

HİZMET DÜŞÜNCESİ

İnsanımıza hizmeti hedef almadan yaşanan bir hayatın, içinde binbir ihtirasın kol gezdiği vahşilerin hayatından farkı nedir..?

Doğruluk ve hak istikâmetindeki her hareketi alkışlamak, hakka karşı saygılı olmanın ifâdesidir. Hakkı sadece kendi meslek ve meşreblerine münhasır görenler, inanın! çok geçmeden kendi kendileriyle yapayalnız kalacakları gibi, hak telakkisinde de hep değişip duracak ve kat'iyyen istikrâra ulaşamayacaklardır.

 

 

 

MAKYAVELİST DÜŞÜNCE

Başkalarını karalamak suretiyle kendini anlatma ve tanıtma yolu, önceleri sadece, şarkda bir nifak grubunun işi olarak biliniyordu. Maalesef şimdi öylesine yaygınlaştı ki; Hakk namına mücâdele verenlerin büyük bir kısmı dahi, bu erâcife elini sokmaktan kendini alamadı. Yazıklar olsun bâtıl yollarla hak arayanlara! Yazıklar olsun bütün makyavelistlere...!

 

 

 

BİR KISIM KALP HASTALIKLARI

Gerçek dindar, aynı zamanda en yüksek ahlâka sahip olan insandır. Onun ibadetinde gösteriş, muamelesinde aldatma, gönlünde garaz ve nifak yoktur. Gösteriş, insanı Hakk’-dan, aldatma ise hem Hakk’dan hem de halktan uzaklaştırır... Garaz nefretle, nifak da lânetle yâd edilmeye sebebiyet verir.

 

 

 

ÖLÇÜ BOZUKLUĞU

Dünden bugüne bütün fenâlar ve fenâlıklar, onların daha kötüsü nazara verilerek millete kabûl ettirildi. Hatta “ehven-i şer” diye alkışlattırıldı. Tıpkı “dinsizi görünce, imansıza rahmet okuma” atasözünde olduğu gibi... Bu hâin fikir, hangi mel'un sistemden kaynaklanırsa kaynaklansın inançlarımız, tarihî düşüncemiz, örf ve âdetlerimiz adına böyle bir izâfiliği kabullenme, sonu gelmeyen bir soysuzlaşma ve yozlaşmaya “evet” demekten başka bir şey değildir.

 

 

 

 

 

MECMUA HAKKINDA BİR BAŞKA MÜLAHAZA

Elinizdeki bu mevkûte(1) ile hizmet edenler, gördükleri vazifeyi onun (kırk-elli)2 binlik tirajına münhasır görürlerse aldanmış olurlar. Zîrâ o; muhtevâ zenginliği, tertib-tanzim güzelliği ve ilimleri ele alıştaki yenilikleri îtibariyle, kendisini misâl olarak kabul eden bütün mecmuaların ruhuna girip onlarla yaşadığından, bütününün sayısına denk tirajı olduğu söylenebilir.

1) Sızıntı Dergisi
2) O günkü tiraj kasdolmuştur, daha sonraki tirajlar yüzbini aşmıştır.

 

 

 

 

PLÂN

Bir atelye, bir fabrika iyi bir plân, sağlam bir fizibilite üzerine kurulduğunda, devamlılık ve istikbâl va'det-mesine karşılık, temelinde sağlam bir düşünce, esaslı bir hesap bulunmadığı takdirde ise fiyasko ile neticelenmesi mukadderdir. Ya bütün bir millete ait işler, devlet idâresi ve insan gibi her yanı ayrı bir bilmece olan bu anlaşılmaz varlığın insanlığa yükseltilmesi...

 

 

 

ZAMAN ÜZERİNE

Yiyip içtiğimiz şeyleri, ağzımıza alıp vücudumuza mâl etdiğimiz zaman bir lezzet alır ve istifade etmiş oluruz. Zaman da öyledir: Saniyeleri, dakikaları, günleri ve haftaları kendimize mâl etdiğimiz ölçüde, onun zevkini duyar ve geçmesini istemeyiz. Hayat, lezzeti duyulup neş’esi hissedildiği, bugünümüz ve yarınlar adına birşeyler va’dettiği nisbette tadına doyulmaz bir nimet ise de, dikkatsiz ve şuursuzca yaşandığında, insanın sırtında bir yükten farkı yoktur...

 

 

 

 

 

 

GARİPLER

Garip, yurdundan-yuvasından uzak kalan, dostundan, ahbabından ayrı düşen değildir. O, yaşadığı dünya içinde bulunduğu toplum itibariyle halinden, yolundan anlaşılmayan; yüksek idealleri, ötelere ait düşünceleri, başkaları uğruna şahsî zevklerinden fedakârlığı ve fevkalâde himmet ve azmiyle, kendi toplumunun kanunlarıyla sık sık zıtlaşıp çakışan, çevresi tarafından yadırganıp irdelenen ve her davranışıyla garipsenen insandır.

 

 

 

 

 

 

NEFRİNLER

İnsan bünyesinde, insan için hayatî ehemmiyet arzeden bir kısım önemli noktalar bulunduğu gibi, millet bünyesinde de inanç, tarih şuuru, millî kültür ve millî mefkûre gibi hassas noktalar mevcuttur. Fert, kendi bünyesindeki bu hayatî noktalardan birinin darbelenmesiyle sendeleyip devrilmesi mukadder olduğu gibi, millet de bu noktalardan herhangi birinden alacağı bir yara ile yıkılması muhakkaktır. Bin nefrin milletin inanç ve tarihiyle oynayanlara! Bin nefrin mâzî düşmanlarına! Bin nefrin millî kültür ve millî mefkûreyi tahrib edenlere! Bin nefrin geleceği karanlık gören ve gösteren bedbinlere ve karamsarlara!

 

 

KORKU VE ÜMİT ÜZERİNE

İnsanlardan korkmak insanı felç eder, onların eline bakıp onlardan birşeyler beklemek ise, çok defa sükut-u hayal ve ümitsizliğe sebebiyet verir. Kimseden korkmamanın tek çaresi korkulacak merci’den korkmak, hiçbir zaman ümitsizliğe düşmemenin yolu da, her zaman kuvvetli ve va'dini yerine getirmeye muktedir olana itimad etmekle olur.

 

 

 

 

BAŞ YÜCELERİN AMENTÜSÜ

Mukaddes da'va ve mefkûremizi, nefsânî ve cismânî her arzunun üstünde tutmak; onu bütün beşerî istek ve iştihalara tercih etmek; gerçeği bulup bildikten sonra, umum sevdiklerimizi ve gönül bağladıklarımızı fedâ edecek kadar kararlı olmak; yüce mefkûre adına en tahammül-fersâ hâdiseleri göğüsleyerek, gelecek nesillerin saadetine giden yolları açmak, maddî-ma’nevî bütün hazlardan sıyrılarak yaşamayı başkalarının mutluluğu içinde ele almak, “hizmette önde, ücrette arka saflarda bulunma” felsefesiyle makam mansıp mücâdelesinden, kelepir sevdâsından uzak kalmak bu mesleğin icmâlî esaslarıdır.

Bir hizmette önde bulunanlar, mevkileri itibariyle, onlara ait her güzel huy ve haslet, katlanarak arkadakilere intikâl edeceği gibi, her uygunsuz hâl ve davranış da, arkadakilerini özlerinden uzaklaştırarak, onları birer sefil rûh ve birer frenk mukallidi hâline getirecektir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

MUHABBET FEDAİLERİ

Geleceğin aydınlık ve mes’ud dünyalarını ancak, muhabbetle şahlanmış sevgi kahramanları kuracaktır. Dudaklarında muhabbetten tebessüm, gönülleri sevgiyle harman, bakışları insanî duygularla buğu buğu; herkese ve herşeye şefkatle gamze çakan; doğup-batan güneşlerden, yanıp-sönen yıldızlardan hep muhabbet mesajları alan sevgi kahramanları...

Kendini, çevresine karşı sevgiye göre ayarlamış muhabbet fedailerinin hiddet ve öfkeleri dahi, düzenleyici ve yola getirici olması itibariyle bir ciddiyet ve mehâbet ifâde edeceğinden, hep yapıcı ve yararlı olacakdır.

 

 

 

HER SEVİYEDEKİ TEMSİLCİ

Her kademedeki temsilci için; doğruluk, emniyet, vazife şuuru, emsaline nisbeten üstün idrâk, geleceği bugünle beraber görüp sezebilme vasfı ve herşeye rağmen iffetli yaşamak şarttır. Bir idareci için bu vasıflardan birini kaybetmek ciddî bir eksiklik ve temsil edilenler adına da bir bahtsızlıktır.

 

 

 

 

 

 

 

İÇ-DIŞ BÜTÜNLÜĞÜ

Dünyayı düzeltmeye kalkanlar, önce kendilerini düzeltmelidirler. Evet, önce içlerini kinden, nefretten, kıskançlıktan; dışlarını da her türlü uygunsuz davranışlardan temiz tutmalıdırlar ki, çevreye misâl teşkil edebilsinler. Kendi içini kontrol edememiş, nefsiyle savaşamamış, duygu âlemini fethedememiş kimselerin etrafa göndereceği mesajlar, ne kadar parlak olursa olsun, ruhlarda heyecan uyaramayacak, uyarsa da sürekli tesir bırakamayacaktır.

 

 

 

 

 

İDEAL RUH

İnsanları tenvîr etme yolunda koşanlar, hep onların saadetleri için çırpınıp duranlar, hayatın çeşitli uçurumlarında onlara el uzatanlar, ken-dilerini idrâk etmiş öyle yüce ruhlardır ki, bunlar içinde yaşadıkları cemiyetin koruyucu melekleri gibi, toplumu saran musîbetlerle pençeleşir, fırtınaları göğüsler, yangınların üzerine yürür ve muhtemel sarsıntılar karşısında, daima tetikte bekler dururlar.

Tercih edeceğimiz mesleğin, irşada elverişli olması ölçüsündeki tercih, hakikate saygılı kalma ve kadirşinaslık ifadesidir. Çevrenin değişik cazibedâr şeylere çağrısı karşısında sarsılmadan bu yolda yürüyenler geleceğin talihli mimarları olacaklardır.

 

 

 

İYİLİĞİN ve GÜZELLİĞİN GALEBESİ

İyilik, güzellik, doğruluk ve fazilet dünyanın esas mayasıdır. Ne olursa olsun, dünya er-geç kayıp bu çizgiye gelecektir ve bunu engellemeye de kimsenin gücü yetmeyecektir.

 

 

 

 

 

 

HERKES İÇİN İKİ GÜN

Bizler, her insanın iki günü olduğuna inanıyoruz: Biri, herkesin kendine ait günü, diğeri de gelecek nesillere ait olanı... Biz bu günlerden biri îtibâriyle ağlayıp inlesek bile, diğeri îtibâriyle, Rahmet-i Sonsuz’un inâyetine güvenerek, güleceğimize inanıyoruz.

 

 

 

 

İFRAT ve TEFRİT

Her düşüncede ifrat ve tefrit olabilir. Her ikisi de öldürücü zehir hükmündedir. Evet, safvet ve sadelik derken, herşeyi kılık ve kıyafet derbederliğinde, eski bir post, kırık bir çömlek, örümcekli bir yuvada arayanlar yanıldıkları gibi, onu başa geçirilen bir frenk külahında ve dekolte bir tayyörde arayanlar da yanılmışlardır.

 

 

 

 

BÂTIL VESİLE

Yalan ve mübalağaya bina edilen sistemler, yıllar sonra dahi olsa kurucularının başlarına yıkılır giderler de, esefli birer rüya, hasretli birer hayal olarak kalırlar.

 

 

 

 

MÜCRİM RUHLAR

İnsan çok defa başkalarına kendi gönül adesesiyle bakar; oradaki sisler ve dumanlarla da herşeyi ve herkesi bulanık görür. Onun bu haliyle verdiği kararlar ise bütün bütün karanlık ve merhametsizce olur. Doğrusu, bu hâle düşmüş bir bencil, etraftaki herşeyi mahvolup gitmiş görecektir ama, aslında mahvolup giden onun kendisidir.

 

 

 

AĞLAMA ve GÜLME KUŞAĞI

Yaş ilerledikçe kulluk düşüncesiyle bütünleşmeyen bir ruh, kazanç ufkunda kaybetmiş bir talihsizdir. Şayet bunu idrak edebilseydi, bugün güldüklerine ağlayacak ve nedametten iki büklüm olacaktı...

 

 

 

ÖMRÜN BEREKETLİ OLANI

En uzun ömürlüler, en çok yaşayanlar değil; evirip-çevirip hayatlarından en çok semere almasını bilenlerdir. Bu ölçüye göre, yüz yaşında kısa ömürlüler olabileceği gibi, onbeş yaşında iken, ancak, binlerce yılda elde edilebilecek bereket ve feyizlerle, başı göklere ulaşmış olanlar da bulunabilecektir.

 

 

 

 

 

 

 

YÜKSEK DUYGULARIN BÜTÜNLÜĞÜ

Açıktan açığa ırz ve namus düşmanlığı yapanlar alçak, gizli yapanlar ise Allah'tan utanmayan ve kendini bilmeyen nâdânlardır. Aslında ırz ve namus hissi taşımayanlar, millet-vatan hissi de taşımazlar.

 

 

 

 

MİLLET YOLU

Yolumuz, millet ve memleket hesabına, her hayırlı iş ve her teşebbüsü alkışlama ve ona hizmet veren kutlular ordusuna arka çıkma yoludur. Tekfir ve tadlîle mukâbele etmeyecek, tel'in ve bedduaya “âmin” demeyeceğiz..!

 

 

 

 

İNSANA HÜRMET

Hayvan ölünce unutulur ve mezarı da kaybolur. Ama, insan öyle değildir... Atalarının hâtıra ve mezarlarını muhafaza etmeyen milletler, bilmem ki, onları hayvanlar seviyesine indirdiklerinin farkında mıdırlar..? Aslında ölülere hürmet, gelecek adına dirilere bahşedilmiş bir emniyettir.

 

 

 

 

EN BÜYÜK SERMAYE

Ahlâk ve vicdan, terbiye ve nezaket her ülkede geçerli bir akçe ve para dalgalanmalarından müteessir olmayan bir pırlanta gibidir. Onları elde eden, yüksek itibarlı tacirlere benzer ki, başka sermayeleri olmasa bile heryerde alış-veriş yapabilirler.

 

 

 

CAHİLLİK

Cahillik, eşyanın yüzüne çekilmiş bir peçe gibidir; o peçeyi yüzünden sıyıramayan bahtsızlar, hiçbir zaman kâinattaki yüksek hakikatlere nüfuz edemezler. En büyük cehalet, Allah'ı bilmemezliktir ve hele bencillikle birleşince tedavisi kâbil olmayan bir cinnet haline gelir.

 

 

ÇOCUK   RUHLULAR

Büyüklerin bize olan iltifat ve teveccühlerini, bizim ihtiyacımız, onların da ululuklarının emaresi saymak, sonra da edeb ve saygımızı o iltifatların devamına vesile bilerek lâubâliliklerden kaçınmak gerektir ki, şatahatlara gömülmüş şımarık bir Bektaşî durumuna düşmeyelim. Veyl, hakkındaki teveccühleri sû-i istimâl eden çocuk ruhlu sergerdanlara..!

 

 

 

FİKİRLERE SAYGI

Akıllı insan yanılmayacağını iddia eden ve başkalarının fikirlerine karşı müstağni kalan insan değildir. Akıllı insan, yanılmanın beşerî olduğunu kabullenerek, işlediği hataları düzelten ve değişik düşünceleri değerlendirip onlardan istifade etmesini bilen insandır.

 

 

 

İYİLİK DÜŞÜNCESİ

İnsanların gönüllerini fethetmeye götüren yolların en mühimlerinden biri de, daima onlara iyilik yapma fırsatını kollamak ve böyle bir fırsat ele geçer geçmez de, vakit fevt etmeden hemen iyilikte bulunmaktır. Keşke, gönüllerimizi hep iyilik yapma düşüncesine göre akord edebilseydik..!

 

 

 

BU BİR DERİNLİK

İnsanda hissî yapı, yaşanan hayat, çekilen çile ve ızdırapla meb-sûten mütenasib (doğru orantılı) olarak gelişir. Hep hayatın dışında kalmış, düşüncesiz ve ızdırapsız kimselerin his dünyaları da, diğer melekeleri gibi inkişaf etmeyecek ve böyleleri kat'iyyen varlıkla bütünleşemeyecekdir.

 

 

 

YÜKSEK İRÂDELER

Yüksek irâde ve yüksek karakterler, ellibin defa kazanlarda kaynatılsa, defalarca değişik kalıplara sokulsalar da, yine benliklerinden birşey kaybetmeyecek ve özlerini koruyacaklardır. Ya günde birkaç defa düşünce ve yol değiştiren irâdesiz yaratıklar..!

 

 

 

GERÇEK HAYAT

Hayat, çocuklukta bir tomurcuklaşma ve neş'e; gençlikte metafizik gerilim ve cihad ruhu; ihtiyarlıkta dostlara kavuşma arzusuyla hep canlı kalmanın adıdır. Ne acıdır ki, inkârcı göz onu; kâh bir komedi, kâh bir trajedi gördü ve insanoğlundaki şevk ve şükür düşüncesini öldürdü..!

 

 

 

BEDEVÎCE TASAVVUR

Tasavvurlar, bir yüce ideal istikametinde sıralanır ve hayaller akıldan destek görürse, insan aydınlık düşüncelere ve peşi peşine muvaffakiyetlere ulaşabilir. Aksine, bedevîce tahayyüllerin, ne ilmî hamlelere, ne de gerçeği bulmaya hiçbir yararı yoktur.

 

 

 

ÖNCE PLÂN

Herhangi bir iş ve teşebbüsü plânlarken, neticeye götürücü sebeblerin yanında, ihtimâlî engeller de bir bir gözden geçirilmelidir ki, daha sonra zuhur edecek aksilikler karşısında ne kader tenkid edilsin ne de bizlere güven besleyenlerin itimadı sarsılsın.

 

 

 

DİL ÜZERİNE

Dil, Rahmet-i Sonsuz'un insanlara lütfettiği en büyük armağanlardan biridir. İnsan, onunla insanlığını şakır, onunla ilimlere doğru açılır ve onunla gelecek nesiller arasında yaşar... Bilmem ki, onu bozup kuş diline çevirenler, işledikleri hıyânetin büyüklüğünün farkında mıdırlar ?

 

 

 

 

YALNIZLIK

Yalnızlık hissi, gönlünü ebede göre ayarlayamamış, rûhunda sonsuzluk düşüncesini mayalayamamış sefil ve derbeder kimselerin onulmaz derdidir. Öyle anlaşılıyor ki, duyguların inançla şahlanacağı ve rûh, varlığın aydın çehresini göreceği âna kadar da, böyleleri, ne bedbinliğin sisli atmosferinden kurtulabilecek, ne de bütün varlıkla sarmaş-dolaş dostluk ve arkadaşlığa ereceklerdir.

 

 

 

 

YİTİRİLEN GERİLİM

Her muvaffakiyet, bir önceki çile, gerilim ve hamlenin neticesi, bir bakıma ikinci bir muvaffakiyetin de sebep ve başlangıcıdır. Elverir ki, neticeye ulaşan kimseler, zafer sarhoşluğuyla kendilerini rahat ve rehavete terk etmiş olmasınlar!

 

 

 

PAHALI İNSANLAR

İnsanlar arasında, çok cüz'i şeylerle satın alınabilecek kadar ucuz olanları bulunduğu gibi, dünyalar dolusu altın ve elmaslarla satın alınamayacak kadar pahalı olanları da vardır. Milletleri yükselten de işte bu ikinci kısımda olanlardır. Pahalı insanlar, yağmur yüklü bulutlar gibi, hep yüksek ideal ve faziletlerle yüklüdürler. Bilinsinler, bilinmesinler geçtikleri yerler arkalarından yeşerir gider...