| KÜLTÜR
Kültür, bir milletin, kendine has çizgide gelişip yükselmesinde sık sık başvuracağı önemli bir kaynaktır. Millet hayatının âhenk ve istikametiyle, kültür kaynağının duruluğu arasında her zaman sıkı bir münasebet mevcut olmuştur. Kültür, bir cemiyetin; dil, terbiye, âdet ve san’at gibi duygularından doğmuş, sonra da işlene işlene o toplumun hayat tarzı haline gelmiş, hemen her parçası çok ehemmiyetli bir kısım esasların bütünüdür. Bu esasları görmemezlikten gelmek körlük, toplumu onlardan uzaklaştırmaya kalkışmak ise onu şaşkına çevirmek demektir. Kültür, milletlerin az-çok birbirleriyle teması neticesinde, tıpkı medeniyet gibi, bir toplumdan diğer topluma da geçebilir. Ancak, bu geçişte, millî ruh inbikleri iyi çalışmaz, gerekli tasfiye ve ayıklama yapılamazsa, neticede kültür ve medeniyet bunalımı kaçınılmaz olur. Gerçek kültür; hakiki din, yüksek ahlâk, fazîlet ve hazmedilmiş ilimlerin potasında kaynaya kaynaya olgunlaşır. Dinsizlik, ahlâksızlık ve cehâletin hâkim olduğu bir atmosferde ne gerçek kültürden bahsetmeye, ne de o iklim insanının ondan faydalanmasına imkân yoktur. Başka milletlerin hars ve medeniyetiyle zifaf olup kendi varlık ve bekâsını devam ettirmeye çalışan toplumlar, dallarına başkalarına ait meyveleri takılmış ağaçlar gibidirler ki, hem gülünç hem de aldatıcı sayılırlar. Kültür, millet ve cemiyetin tabiatından doğar ve gelişir. Bir ağacın çiçek ve meyveleri ne ise, bir toplumun kültürü de odur. Kendi kültürünü olgunlaştıramamış veya kaybetmiş milletler, meyve verememiş veya meyveleri dökülmüş ağaçlara benzerler. Bugün olmasa da yarın kesilip odun olarak kullanılmaları mukadderdir. Her milletin hayatında “kültür” çok ehemmiyetli bir yer işgal eder. Bir milletin geçmişiyle iç içe ve sımsıkı ruh köküne bağlı bir “kültür”, milletin yaşama ve yükselme yollarını açar ve aydınlatır. Aksine, hergün değişik bir kültür ve düşünceyle zifaf olmak ise, o milleti çürütür, yerle-bir eder. |