CİHADA HER AN HAZIR OLMALIYIZ

İnanan insanlar, gelecek adına ve endişe verici ciddî tehlikeler karşısında daima hazırlıklı olmalı, ihtiyat akçası gibi sıhhatlerinin, servetlerinin, gençliklerinin bir miktarını mutlaka bu işe ayırmalı ve hayat düzenlerini ona göre dizayn edip ayarlamalıdırlar ki, her türlü gaile karşısında paniğe kapılmasın ve şaşırıp kalmasınlar.

Kur’ân-ı Kerîm’in bu mevzûda terğib ve teşviki vardır:

“(Ey inananlar!) Onlara karşı, Allah’ın düşmanı ve sizin düşmanlarınızı ve bunların dışında Allah’ın bilip sizin bilmediklerinizi yıldırmak üzere, gücünüzün yettiğince kuvvet ve savaş atları hazırlayın. Allah yolunda sarfettiğiniz her şey size haksızlık yapılmadan, tamamen ödenecektir.” (Enfal, 8/60)

Rasûl-i Ekrem (sav) de, o günün şartları çerçevesinde şöyle buyurmaktadır.

“Kim atını Allah yoluna adar ve bir yerde beslerse; muhakkak onun doyması, suya kanması, pisliği ve idrarı Kıyâmet Günü sevap kefesine konulacaktır.” Hadis, maddî cihad adına hazırlıklı olmayı bu şekilde teşvik etmektedir. Başka bir hadislerinde de Efendimiz, sahabenin “Atlar hakkında ne buyurursunuz yâ Rasûlallah?” sorusuna şöyle cevap vermişlerdir:

“At, üç çeşittir. Biri vizir (günah), birisi sitir (örtü), biri ecir (sevap)dır. Kişinin riya, gurur veya Ehl-i İslâm’a düşmanlık için bağlayıp beslediği at, kendisi için vizirdir, günahtır. Sitir olan at şudur: Kişi Allah yolunda at besler ve (yerinde onu kendi ihtiyaçları için kullanmakla birlikte) onun sırtında ve boynunda Allah’ın hakkı olduğunu da unutmaz; işte bu at, onun için sitirdir. (Yani kişi, hem kendisinin, hem de aile fertlerinin izzet, haysiyet ve onurunu onunla korur ve başkalarına el açmaktan kurtulur ki, bu yönüyle o at, bir sitir ve bir perdedir.) Ecir olan ata gelince: Kişi onu sırf Allah için, İslâm adına yaylalarda veya bahçelerde besler. Bu at, bahçe veya yayladan ne yerse, yedikleri adedince sahibine sevap açılır. Ayrıca pisliğinin her zerresi, idrarının her damlası için de sevap yazılır.”

At, belli bir dönemin en sür’atli nakil ve harp vasıtası olduğundan, hadiste mes’ele at bazında ele alınmıştır. Günümüzde ise bu tablo değişmiştir. Şu anda insanımız, at yerine taksiye, otomobile binmektedir. Öyleyse, at ile ilgili hüküm aynen günümüzün modern vasıtaları için de geçerlidir.

Araba vardır, sahibi için vizirdir; çünkü sefahat ve günahlarda kullanılmakta, bazen de İslâm düşmanlığına vasıta yapılmaktadır.

Araba vardır, sahibi için sitirdir. Kişi, onunla hem meşrû işlerini görür, icabında gelir kaynağı olarak kullanır, fakat hiçbir zaman onun boynunda ve üzerinde Allah’ın hakkı olduğunu da unutmaz.

Araba da vardır, Allah yoluna adanmıştır. Onunla köy köy dolaşılır, içine mürşidler konulur ve va’z u nasihata muhtaç yerlere gidilir. İşte bu arabanın yaktığı her damla benzin, ona harcanan her kuruş para, eksoz borusundan çıkan gazlar, insanı rahatsız eden gürültü ve tekerleklerin temas ettiği çamur bile bütünüyle kişinin defter-i hasenâtına yazılır. Tekerlekler, onun hasenâtı hesabına çalışan fabrika çarkları gibi devamlı hasenât imal eder. Bu da, kişi için ecir olacaktır. Arabanın içine giren de, dışına çıkan da ve arabanın yolda bıraktığı iz de, sahibi hesabına geçtiği yollarda adeta, devamlı sevap yazan bir kalem vazifesi görür. Bu sebeple, aldığı arabayı hizmete vakfeden, hiç olmazsa ayda bir-iki defa sağa sola gitme vazifesini onun sırtına yükleyen ve “Bu arabanın alınmasının asıl gayesi neşr-i hakk yapmaktır.” diyen kutlu insanı, cidden takdir, tebrik ve tebcil ederiz. Bu bir hazırlıktır, düşmana karşı hazırlıklı olmaktır. Bu hazırlığın, geleceğin teminat altına alınması adına taşıdığı ehemmiyet ise, her türlü izahtan varestedir.

[Geri Dön] / [MFG Külliyatı]