| CİHAD HAYAT KAYNAĞIDIR
Cihad, müslüman milletleri canlı tutan bir hayat kaynağıdır. Maddî-manevî cihaddan mahrum bırakılan bir milletin arasında dahilî sürtüşmeler baş gösterir ve o millet, içten içe kokuşmaya başlar. Osmanlı gibi... Elbette Osmanlı’nın kokuşması bir kaderdir. Ama, buna sebep olanlar vardır. Hükümdarlar, saraylarda sefil zevklerini yaşamaya koyuldular ve i’lâ-i kelimetullah yapmak üzere savaşa gitmediler. Onların bu gevşekliği, orduya da sirayet etti. Bu ise, ruh sefaletini doğurdu ve neticede Osmanlı, dünya devletlerinin üstündeki muallâ mevkiini kaybetti. En nihayet dahilî sürtüşmeler, koskoca bir devlet-i âliyeyi yedi, bitirdi. Biz cihadı terkettiğimiz günden itibaren içimizde fırkalar türedi ve şu anda mevcud olan bütün fırka ve fraksiyonlar, o devirde atılan menfî tohumların, cehennem zakkumu gibi neşv u nemâ bulmuş şekillerinden başka bir şey değildir. Bu halden kurtulmanın tek çaresi vardır ki, o da cihaddır. Cihad, bir mü’minin uğruna canını feda edebileceği en tatlı ümniye ve en tatlı idealdir. Zira mü’min, kendi teri içinde boğulma veya kendi kanıyla abdest alma zevkini ancak cihadla tadacaktır. Öyle tadacak ve öyle zevk alacaktır ki, Harâm b. Milhan’ın sinesinden yediği bir okla yere düşerken dediği gibi: “Kabe’nin Rabbine yemin ederim ki kurtuldum..” diyecektir. |